Tenkis, kelime anlamı olarak azaltma, indirme anlamlarına gelir. Tenkis davası, Miras hukukunda saklı paylı mirasçıların haklarını korumak amacıyla getirilmiş bir davadır. Türk Medeni Kanununun 560. madde ve devamında düzenlenmiştir. Tenkis davası, yenilik doğurucu inşai bir davadır.

 Davacı ve Davalı taraf

Tenkis davasını saklı payı ihlal edilmiş saklı paylı mirasçı açmaktadır. Mirasçılıktan çıkarılan, mirastan yoksunluk hallerinden birine sebep olan veya mirastan feragat eden saklı paylı mirasçıların dava açma hakkı yoktur. Saklı paylı mirasçılar; sağ kalan eş, mirasbırakanın altsoyu, ana ve babadır. Saklı paylar ile ilgili kanun maddesi şu şekildedir;

TMK Madde 506- Saklı pay aşağıdaki oranlardan ibarettir:

1. Altsoy için yasal miras payının yarısı,

2. Ana ve babadan her biri için yasal miras payının dörtte biri,

3. (Mülga: 4/5/2007-5650/2 md.)

4. Sağ kalan eş için, altsoy veya ana ve baba zümresiyle birlikte mirasçı olması hâlinde yasal miras payının tamamı, diğer hâllerde yasal miras payının dörtte üçü.

Tenkis davasında davalı taraf ise miras bırakanın saklı payları ihlal eden kazandırmalarından (vasiyetname, miras ataması veya sağlığında yaptığı karşılıksız kazandırmalar) yararlanan ve saklı payı zedeleyen kişi veya kişilerdir.

Tenkise tabi tasarruflar

Ölüme bağlı tasarrufların tamamı tenkise tabidir. Sağlararası kazandırmalar ise kanunda sayılan hallerde ölüme bağlı tasarruflar gibi tenkise tabi tutulur.

Tenkise tabi sağlararası kazandırmalar

1. Mirasbırakanın, mirasçılık sıfatını kaybeden yasal mirasçıya miras payına mahsuben yapmış olduğu sağlararası kazandırmalar, geri verilmemek kaydıyla altsoyuna malvarlığı devri veya borçtan kurtarma yoluyla yaptığı kazandırmalar ya da alışılmışın dışında verilen çeyiz ve kuruluş sermayesi,

2. Miras haklarının ölümden önce tasfiyesi maksadıyla yapılan kazandırmalar,

3. Mirasbırakanın serbestçe dönme hakkını saklı tutarak yaptığı bağışlamalar ve ölümünden önceki bir yıl içinde âdet üzere verilen hediyeler dışında yapmış olduğu bağışlamalar,

4. Mirasbırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yaptığı açık olan kazandırmalar.

Mirasbırakanın malvarlığı üzerinde tasarruf edilebilir kısmı aşan kazandırmalar için tenkis davası açılabilmektedir.Tasarruf edilebilir kısım, terekenin mirasbırakanın ölümü günündeki durumuna göre hesaplanır.

Tasarruf nisabını aşan değer hesaplarken; malvarlığında bulunan aktiflerden pasifler çıkartılır. Hesap yapılırken, mirasbırakanın borçları, cenaze giderleri, terekenin mühürlenmesi ve yazımı giderleri, mirasbırakan ile birlikte yaşayan ve onun tarafından bakılan kimselerin üç aylık geçim giderleri terekeden indirilir. Mirasbırakanın sağlararası karşılıksız kazandırmaları, tenkise tâbi oldukları ölçüde, tasarruf edilebilir kısmın hesabında terekeye eklenir. Saklı paylar da çıkartılır. Böylelikle tasarruf edilebilecek değer bulunur. Tenkis davasında, tenkis hesabına ilişkin Yargıtay kararı şu şekildedir;

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2024/4467 Esas 2024/5898 Karar 23.12.2024 Tarihli Kararı

“(…) Mahkemece yapılan yargılamada, dava konusu taşınmazların hesaplanan sabit tenkis oranına göre bölünemeyeceği tespit edildiğinden, davalıya tercih hakkı hatırlatılmış, davalı vekili 15.04.2022 tarihli dilekçe ile tercih hakkı malın saklı pay oranında davacılara verilmesi yönünde kullanılmıştır. Bu halde yapılması gereken iş, davacıların sabit tenkis oranına göre bölünmeyen taşınmazların güncel değeri üzerinden belirlenen yasal miras paylarına düşen miktardan, dava konusu sabit tenkis oranına göre bölünemeyen taşınmazların Mahkemece tespit edilen güncel değeri ile sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak miktardan çıkartılması ile bulunan miktarın, davalıya tasarruf oranı içerisinde bırakılan kalan değer olduğu düşünülerek, bu hesaba göre davalıya ödenmesi gereken naktin bulunması gerekir. Ancak hükme esas alınan 22.09.2022 tarihli nihai bilirkişi raporunda ise; dava konusu taşınmazların tamamının güncel değerinden, Mahkemece tespit edilen güncel değerler ile sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunan miktardan çıkartılması suretiyle bulunan değer tenkis alacağı olarak hesaplanmış olup, bu hesap sonucunda hakkında tenkis alacağı hesabı yapılmayan diğer mirasçıların saklı payları da davacılara yükletilerek fahiş miktarda tenkis alacağına hükmedilmiş, davacıların saklı payı oranında tapu iptal ve tescil kararı verilmiştir. Başka bir anlatımla, dava konusu taşınmazların 10.08.2022 tarihli toplam değeri 7.466.182,80 TL olarak bulunmuş, davacıların saklı pay oranı ise 2/56 olmasına rağmen, davacıların ödemesi gereken miktar usul ve yasaya aykırı olarak 6.636.307,06 olarak hesap edilmiş olması doğru görülmemiştir.

Kabule göre de; hemen belirtilmelidir ki, tenkis davalarında davalılar arasında mecburi dava arkadaşlığı yoktur. Türk Borçlar Kanunu’nun 162. maddesine göre müteselsil borç kanunen veya taraf iradesinden doğabilir. Mirasçıların müteselsilen sorumluluğu ise Türk Medeni Kanunu’nun 641. maddesinde ise düzenlenmiş olup, madde hükmüne göre mirasçılar, mirasbırakanın borçlarından müteselsilen sorumlu olacaktır. Bununla birlikte, mirasçıların birbirleri aleyhine dava açmalarına engelleyici bir hüküm olmayıp, bir mirasçının diğer mirasçılara dava açması için terekeye temsilci tayin edilmesine de gerek yoktur. Bununla birlikte tenkis, tereke adına bir istek olmayıp mirasçının saklı payını alabilmek için açtığı şahsi nitelikte bir davadır. Davacı mirasçının diğer mirasçılarla birlikte ya da terekeye temsilci atanarak dava açması söz konusu olmadığından, saklı paya sahip her mirasçı tek başına tenkis davası açabilecektir. Dolayısyla, tenkis davalarında zorunlu dava arkadaşlığı bulunumadığından, mirasçılar arasında müteselsil sorumluluk yoktur. Buna rağmen Mahkemece, tenkis hesabı sonucu davacılardan herbiri için belirlenecek miktarla sorumlu tutulmalarına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde müşterek ve müteselsil sorumluluklarına hükmedilmesi doğru olmadığı gibi müşterek ve müteselsilen tahsile dair hüküm kurulurken dahi infazda tereddüt ve tekerrür oluşturacak şekilde hüküm sonucunun A ve B bentlerinde 6.636.307,06’şar TL’nin ayrı ayrı hükmedilmesi de doğru görülmemiştir. (…)”

Yukarıda yer alan karardan da anlaşılacağı üzere tenkis davası açan saklı paylı mirasçılar arasında mecburi dava arkadaşlığı yoktur. Mahkemeden alınan hüküm yalnızca ilgili mirasçı hakkında sonuç doğurmaktadır.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Tenkis davalarında görevli mahkeme, Asliye Hukuk Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesidir. Tenkis davası, hak düşürücü süreye  tabidir. Tenkis davası açma hakkı, mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçmekle düşer. Bir tasarrufun iptali bir öncekinin yürürlüğe girmesini sağlarsa, süreler iptal kararının kesinleşmesi tarihinde işlemeye başlar. Tenkis iddiası, def’i yoluyla her zaman ileri sürülebilir.

Tenkiste sıra: Tenkis, saklı pay tamamlanıncaya kadar, önce ölüme bağlı tasarruflardan; bu yetmezse, en yeni tarihlisinden en eskisine doğru geriye gidilmek üzere sağlararası kazandırmalardan yapılır. Kamu tüzel kişileri ile kamuya yararlı dernek ve vakıflara yapılan ölüme bağlı tasarruflar ve sağlararası kazandırmalar en son sırada tenkis edilir.

Muris Muvazaası

Muris muvazaası, miras bırakanın, mirasçılarından birini veya bir kısmını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla, gerçekte bağışladığı bir malı tapuda satış (veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi) gibi göstererek yaptığı danışıklı işlemdir. Bu şekilde yapılan işlemler hükümsüzdür. Mirasçılar dava açma hakkına sahiptir. Birbirlerinden farklı kurumlar olsa da uygulamada tenkis davası ile karıştırılmaktadır. Tenkis davasında hukuka uygun olan bir işlemin saklı paylar oranında indirilmesi söz konusu iken muris muvazaasında ise işlem gizli ve danışıklı olarak yapılmaktadır. Konuya ilişkin Yargıtay kararı şu şekildedir;

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2010/295 Esas 2010/333 Karar 16.06.2010 Tarihli Kararı

“(…) Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706 (yeni 782), Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan, gizlenen gerçek irade ile amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan, bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır.

Öte yandan, miras bırakanın sağlığında mal varlığının tamamını veya bir kısmını,mirasçıları arasında hoşgörü ile karşılanabilecek makul ölçüler içerisinde paylaştırmışsa, mirasçısından mal kaçırma iradesinden söz etme olanağı yoktur. O halde, miras bırakanın denkleştirme yapıp yapmadığı üzerinde durulması, miras bırakandan tüm mirasçılarına intikal eden, taşınır, taşınmaz ve hakların araştırılması,tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgelerin mercilerinden getirtilmesi, her bir mirasçıya geçirilen malların ve hakların nitelikleri ile değerleri hakkında uzman bilirkişiden rapor alınarak, paylaştırmanın mı yoksa mal kaçırma amacının mı üstün tutulduğunun aydınlığa kavuşturulması zorunludur. (…)”

Yargıtay kararından anlaşılacağı üzere muvazaa iddiası ve tenkis davası birbirinden ayrı kurumlardır. Ancak bu davaların terditli olarak açılması mümkündür.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, size daha iyi bir tarama deneyimi sunmak için çerezler kullanmaktadır. Bu web sitesinde gezinerek, çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.