Kolluk tarafından tanzim edilen olay tutanağı aksi ispatlanabilir takdiri delil niteliğindedir. Bir olayın yegâne delili yalnızca kolluk görevlilerinin tuttuğu olay tutanağı ise bu durum tek başına mahkûmiyet kararı verilmesi için yeterli değildir. Hüküm kurulabilmesi için tutanağın somut ve bağımsız delillerle desteklenmesi gerekmektedir.

Ceza yargılaması hukukunda adli kolluk, doğrudan iddia makamını temsil eden cumhuriyet savcısının adli işlerdeki yardımcısı sıfatını taşımaktadır. Bu hukuki konum gereğince yüklenen suçun hiçbir şüpheye yer vermeyecek biçimde somut delillerle kanıtlanmasına dair sorumluluk, iddia makamına aittir. Yalnızca soruşturmayı yürüten kolluk personelinin kişisel aktarımları ya da kaleme aldığı tutanak esas alınarak suçun oluştuğunu varsaymak, ceza hukukunun yerleşik ispat kurallarını çiğneyerek masumiyetini kanıtlama yükünü sanık tarafına yüklemek anlamına gelmektedir. Suçu soruşturmakla görevli olan polis veya jandarma, yargılamanın tarafsız bir unsuru olmayıp bizzat iddia cephesinde konumlanmıştır.

Nitekim özel hukuk davalarında bir davacının kendi hazırladığı bir belgeyle haklılığını kanıtlaması hukuken nasıl imkânsızsa, ceza davasında da iddia tarafının bir parçası olan kolluğun hazırladığı evrakın tek başına mahkûmiyete dayanak yapılması aynı derecede hukuka aykırıdır. Bu durum, savunma ile iddia arasındaki dengeyi bozarak adil yargılanma hakkını ve silahların eşitliği prensibini zedelemektedir. Görgü tanıkları, kamera görüntüleri veya kriminal bulgular gibi bağımsız ve somut delillerle teyit edilmeyen, sırf iddia makamı görevlilerinin kendi düzenlediği tutanağa dayanılarak suçlamanın sabit görülmesi hukuken kabul edilemeyecektir.

Yalnızca polis tutanaklarına itibar edilerek, diğer deliller dikkate alınmaksızın yargılama sürdürülmesi Anayasa başta olmak üzere mevzuata aykırılık teşkil etmektedir. Anayasa Mahkemesi, Yunus Acar başvurusu kararında kolluk tutanağına aksi ispat edilemeyecek seviyede üstünlük tanınmasının silahların eşitliği ilkesinin ihlaline neden olduğu yönünde içtihat kurmuştur. Benzer yönde karar Gurbet Çoban başvurusunda da verilmiştir. Yunus Acar başvurusuna ilişkin karar şu şekildedir;

Anayasa Mahkemesinin 2020/34667 Başvuru Numaralı 24.05.2023 Tarihli Kararı;

                  “(…) 13. Anayasa Mahkemesi, deliller değerlendirilirken kolluk tutanağına aksi ispat edilemeyecek seviyede üstünlük tanınması hususuyla bağlantılı olarak eşitlik ilkesine ilişkin ilgili hukuka ve genel ilkelere Gurbet Çoban (B. No: 2019/38857, 17/11/2021, §§ 17-39) kararında yer vermiştir. Buna göre Mahkemeden başvurucunun iddia ve itirazlarını dikkate alması, bunları ilgili ve yeterli gerekçe ile karşılaması, bu iddialarda da yeterli ölçüde şans tanıdığını ortaya koyması beklenmektedir. İdari işlemlerin ve bu bağlamda kamu ajanları tarafından düzenlenen tutanakların içeriğinin hukuka/gerçeğe uygunluk karinesinden yararlanacağı hukukun bilinen bir ilkesi olmakla birlikte idari işlemin hukukiliğinin veya tutanağın içeriğinin gerçekliğinin dava konusu edildiği bir yargılamada hâkimin değinilen karineyi uygulaması bu davanın açılmasını anlamsız hâle getirecektir. İdare tarafından tanzim edilen belgelerin içeriğinin gerçekliği karinesinin yargılamanın sonucu yönünden belirleyici olması bireyi devlete karşı dezavantajlı bir konuma sokacağından silahların eşitliği ilkesini zedeleyebileceği gibi suç isnadıyla ilgili yargılama söz konusu olduğunda masumiyet karinesini de ihlal edebilecektir. (Gurbet Çoban, § 44). (…)”

                  Anayasa Mahkemesi, yukarıdaki kararında mahkemelerin kamu görevlilerince düzenlenen tutanağa üstünlük tanıyan yaklaşımının başvurucunun savunma yapmasını anlamsız hâle getirdiğini ve başvurucuyu kamu otoritesi karşısında dezavantajlı konuma düşürdüğünü tespit etmiştir. Anayasa Mahkemesinin Gurbet Çoban ve Yunus Acarkararları, kamu görevlilerince düzenlenen tutanaklara “gerçeğe uygunluk karinesi” arkasına sığınılarak sarsılmaz bir üstünlük tanınması alışkanlığına indirilen son derece önemli bir hukuki darbedir. Devlet organlarının tek taraflı tuttuğu belgelere peşinen ve aksatılamaz bir üstünlük tanınması, bireyi devlet mekanizması karşısında tamamen çaresiz ve dezavantajlı bir konuma sokarak silahların eşitliği ilkesini zedelemektedir. Özellikle suç isnadı veya ceza yaptırımı içeren süreçlerde, idarenin kendi oluşturduğu tutanağı tek başına yeterli görüp aksini ispatlama yükünü bireye devretmesi masumiyet karinesini açıkça ihlal etmektedir. Bu doğrultuda mahkemeler, vatandaşın tutanak içeriğine yönelik somut itirazlarını görmezden gelmemelidir. Bu iddiaları ilgili ve yeterli bir gerekçe ile karşılamak ve savunmaya iddiasını kanıtlama hususunda adil bir imkân tanımak zorundadır. Sonuç olarak bahsi geçen bireysel başvuru kararları, içeriği itiraz konusu yapılmış bir kolluk veya kamu tutanağının tek başına hükme esas alınamayacağını, bu belgelerin mutlaka bağımsız ve somut yan delillerle doğrulanması gerektiğini net bir biçimde ortaya koymaktadır.

                  Uygulamada ceza dosyalarında olay tutanağına üstünlük atfedildiği çok sık görülmektedir. Olay tutanağı tanıkları duruşmada tutanak içeriği ile çelişse, tutanağın aksi somut delillerle ispatlansa dahi çoğu zaman olay tutanağı içeriği mutlak doğru kabul edilmektedir. “Polis memuru neden somut gerçeğe aykırı tutanak tutsun?” şeklindeki bakış açısıyla olay tutanağı değerlendirilmekte ise de yukarıda yer alan açıklamalarımız uyarınca kolluk memurlarının iddia makamının yardımcısı sıfatını taşıdığı dikkate alınmalıdır. Olay tutanağının aksi ispat edildiği halde hükme esas alınması hukuka aykırı karar verilmesi anlamına gelecektir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, size daha iyi bir tarama deneyimi sunmak için çerezler kullanmaktadır. Bu web sitesinde gezinerek, çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.