Anayasa Mahkemesi, Hazine ve Maliye Bakanlığına elektronik tebligat zorunluluğu getirme ile usul ve esasları belirleme yetkisi veren Vergi Usul Kanunu’nun 107/A hükmüne ilişkin iptal kararı vermiştir. Bu çalışmada ilgili kararın, iptal edilen hükme dayanan işlemlere etkisi üzerinde durulacaktır.

ELEKTRONİK TEBLİGAT UYGULAMASI, İPTAL EDİLEN KANUN HÜKMÜ VE KAPSAMI

Türkiye’de elektronik tebligat uygulaması, 2010 yılında 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’na (VUK) eklenen 107/A maddesiyle başlamıştır. Elektronik tebligat sistemi zamanla Maliye Bakanlığının çıkardığı genel tebliğlerle birçok mükellef için zorunlu hâle getirilmiştir. Anayasa Mahkemesi, 2025/94 Esas 2026/11 sayılı kararı ile Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 107/A maddesinin 3. fıkrasında yer alan; “…tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye…” şeklindeki Hazine ve Maliye Bakanlığına elektronik tebligat zorunluluğu getirme ile usul ve esasları belirleme yetkisi veren düzenlemeyi Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir.

İPTAL KARARI SONRASINDA YENİ VUK 107/A DÜZENLEMESİ

Anayasa Mahkemesi, yasama organına süre tanımak için Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından itibaren dokuz ay sonra yürürlüğe gireceğine karar vermiştir. 7587 sayılı Kanun’un 9. maddesi 1 Temmuz 2026’da yürürlüğe girerek, iptal kararının boşluğunu, iptal hükmü henüz etkisini doğurmadan kapatmıştır.

7587 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle düzenlenen yeni madde metni şu şekildedir;

MADDE 107/A- Bu Kanun hükümlerine göre tebliğ yapılacak kimselerden aşağıda sayılanlar Hazine ve Maliye Bakanlığınca kurulan elektronik tebligat sistemini kullanmak zorundadır. Bu kimselere, 93’üncü maddede sayılan usullerle bağlı kalınmaksızın, elektronik tebligat sistemi vasıtasıyla elektronik ortamda tebliğ yapılabilir.

1. Kurumlar vergisi mükellefleri,
2. Ticari, zirai ve mesleki kazançları dolayısıyla gerçek usulde vergilendirilen gelir vergisi mükellefleri,
3. Kollektif şirketler ile adi komandit şirketler,
4. 6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu’na ekli (II) sayılı listedeki mallardan kayıt ve tescile tabi olanların ilk iktisabında adına tescil yapılan gerçek kişiler ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan teşekküller.

Bu maddenin birinci fıkrası kapsamına girmeyenler, talep etmeleri hâlinde elektronik tebligat sistemine dâhil olabilirler.

Engellilik oranı %90 veya daha fazla olan malul ve engellilerin elektronik tebligat sistemine dâhil olma zorunluluğu bulunmamaktadır.

Zorunlu veya isteğe bağlı olarak elektronik tebligat sistemine dâhil olanların elektronik tebligat sisteminden çıkışlarına ilişkin usuller şunlardır:
1. Ticaret siciline kayıtlı tüzel kişiler ticaret sicil kayıtlarının, diğer tüzel kişiler ise tabi oldukları sicil kayıtlarının silindiği tarih dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.
2. Gerçek kişiler, kişinin ölüm tarihi veya gaipliğine karar verildiği tarih dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.
3. Birinci fıkra kapsamında zorunlu olarak elektronik tebligat sistemine dâhil olan gerçek kişiler mükellefiyetin sona erdiği tarihi izleyen beşinci takvim yılı sonundan itibaren talep etmeleri hâlinde ve elektronik tebligat sistemine dâhil olma zorunluluğu gerektiren diğer hâller bulunmamak şartıyla, elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.
4. İsteğe bağlı olarak elektronik tebligat sistemine dâhil olanlar, talep etmeleri hâlinde talep tarihleri dikkate alınarak, elektronik tebligat sistemine dâhil olma zorunluluğu gerektiren diğer hâller bulunmamak şartıyla elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.
5. 65 yaşını doldurmuş kişiler, talep etmeleri hâlinde talep tarihleri dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.

Elektronik ortamda tebligat, tebliğin bu sistem ile muhatabına iletildiği tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.

Hazine ve Maliye Bakanlığı, elektronik ortamda yapılacak tebliğle ilgili her türlü teknik altyapıyı kurmaya veya kurulmuş olanları kullanmaya ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.”

Bu yeni düzenlemeye göre elektronik tebligatın zorunlu kapsamı, istisnaları ve sistemden çıkış koşulları Bakanlık tebliğine değil, doğrudan kanun metnine dayandırılmıştır.

DANIŞTAY KARARLARI DOĞRULTUSUNDA İPTAL KARARININ VERGİ DAVALARINA ETKİSİ

Anayasa Mahkemesinin iptal kararının henüz yürürlüğe girmediği ve 01.07.2026 tarihli yeni VUK 107/A düzenlemesi dikkate alındığında derdest davaların akıbetinin ne olacağı sorunu ortaya çıkmaktadır. Danıştay, iptal kararı sonrasında verdiği kararlarda iptal hükmünün dokuz ay sonra yürürlüğe girecek olmasının, iptal edilen kurala dayanan işlemlerin görülmekte olan davalarda geçerli sayılmaya devam edeceği anlamına gelmeyeceğine hükmetmiştir.

Ödeme emirlerinin iptali talep edilen uyuşmazlıkta Danıştay, elektronik tebliğ işleminin hukuki sonuç doğurmayacağını bu nedenle ödeme emrinin iptali gerektiği şeklinde hüküm kurmuştur.

Danıştay 3. Dairesi, 15 Haziran 2026 tarih ve E:2025/1731, K:2026/3101 sayılı kararında;

“Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümezliğine ilişkin kuralla, iptal edilen hükümlere göre kazanılmış olan hakları ve kamu düzeninin istikrarını korumak amaçlanmıştır. Aksi hâlde, Anayasa’nın 152. maddesinde yer alan ‘Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır… Anayasa Mahkemesi, işin kendisine gelişinden başlamak üzere beş ay içinde kararını verir ve açıklar… Anayasa Mahkemesi kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, Mahkeme buna uymak zorundadır’ yolundaki hükümlerin anlamı ve uygulanma olanağı kalmaz.

Öte yandan, iptal kararının gerekçesine uygun şekilde düzenleme yapması için yasama organına olanak tanımak ve ortada bir boşluk yaratmamak amacıyla iptal kararının dokuz ay sonra yürürlüğe gireceğine karar verilmiş olması, iptal edilen hükmün derdest olan davalarda uygulanmasına devam edileceği anlamı taşımamaktadır.

Bu durumda, tebliğin, hukuki bir işlemden ilgili kimsenin haber almasını sağlamak için yetkili makamın kanuni şekilde yazı veya ilan ile yapacağı belgelendirme işlemi niteliğini taşıdığı, amacının işlemin muhatabı açısından yasal haklarını kullanabilmesine imkân tanımak, işlemi tesis eden idare açısından da hakkında işlem tesis edilen kişilerin hukuki sorumluluklarının yerine getirilip getirmediğini tespit etmek olduğu dikkate alındığında ve Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının, bu kararın yayımlanmasından önce açılmış ve bakılmakta olan davalarda uygulanması gerekliliği karşısında, Anayasa Mahkemesinin 15/01/2026 tarih ve E:2025/94, K:2026/11 sayılı iptal kararı nedeniyle, 456 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nin, 213 sayılı Kanun’un 107/A maddesinin 3. fıkrasının verdiği yetki kapsamındaki elektronik ortamda tebligat yapılmasına ilişkin düzenlemelerine dayanılarak gerçekleştirilen elektronik tebliğ işlemlerinin hukuki sonuç doğurduğundan söz edilemez.”

Banka hesaplarına uygulanan haczin iptali talep edilen uyuşmazlıkta Danıştay, hacze dayanak ödeme emirlerinin elektronik tebligat usulü ile tebliğ edilmesi sebebiyle ortada haciz aşamasına gelmiş bir kamu alacağı bulunmadığına hükmetmiştir.

Danıştay 3. Dairesi, 6 Nisan 2026 tarih ve E:2024/4288, K:2026/1632 sayılı kararında;

“Anayasa Mahkemesinin 15/01/2026 tarih ve E:2025/94, K:2026/11 sayılı iptal kararı nedeniyle, 456 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nin, 213 sayılı Kanun’un 107/A maddesinin 3. fıkrasının verdiği yetki kapsamındaki elektronik ortamda tebligat yapılmasına ilişkin düzenlemelerine dayanılarak gerçekleştirilen elektronik tebliğ işlemlerinin hukuki sonuç doğurduğundan söz edilemez.

Buna göre, dava konusu haczin dayanaklarından, 18/08/2016 tarih ve 53, 20/09/2016 tarih ve 21, 07/11/2016 tarih ve 39, 07/12/2016 tarih ve 58, 12/01/2017 tarih ve 42, 11/05/2017 tarih ve 58 ile 47, 08/06/2017 tarih ve 43 ila 45, 14/08/2017 tarih ve 64, 08/09/2017 tarih ve 51, 03/10/2017 tarih ve 41 ile 13, 18/12/2017 tarih ve 48, 22/01/2018 tarih ve 32 ile 227, 16/02/2018 tarih ve 37 ile 183, 21/03/2018 tarih ve 45, 17/04/2018 tarih ve 23, 135 ile 352, 13/09/2018 tarih ve 116 ile 87, 30/10/2018 tarih ve 42, 20/11/2018 tarih ve 37 ile 38, 14/12/2018 tarih ve 45, 16/04/2019 tarih ve 91 ile 92, 26/06/2019 tarih ve 64, 17/07/2019 tarih ve 47 takip numaralı ödeme emirlerinin elektronik ortamda tebliğinin usulsüz olması nedeniyle söz konusu ödeme emirleri içeriği kamu alacağı yönünden ortada haciz aşamasına gelmiş bir kamu alacağı bulunduğundan söz edilemeyeceğinden Vergi Dava kararının, haczin bu kısmı yönünden reddine dair hüküm fıkrasının bozulması gerekmiştir.”

İptal kararı, Danıştay içtihatlarından anlaşılacağı üzere hâlihazırda derdest olan davalarda mükellef lehine ileri sürülebilecektir. Danıştay 3. Dairesi’nin içtihatları, elektronik tebligat usulsüzlüğüne dayanan iptal davalarında önemli bir dayanak oluşturmaktadır. İptal edilen hükme dayanan işlemlere ilişkin davalarda mükelleflerin bu gelişmeyi değerlendirmesinde yarar bulunmaktadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, size daha iyi bir tarama deneyimi sunmak için çerezler kullanmaktadır. Bu web sitesinde gezinerek, çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.