Hırsızlık suçu, Türk Ceza Kanunu’nda malvarlığına karşı işlenen suçlarda incelenmiş ve TCK madde 141ve 147 arasında düzenlenmiştir. Hırsızlık suçunu TCK madde 141 şu şekilde tanımlar:
“Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.”
Zira maddenin lafzından da anlaşılacağı üzere hırsızlık sadece ve sadece taşınırlara karşı işlenebilen bir suçtur. Zilyetlik kavramından kısaca bahsedecek olursak bir kişinin mal üzerindeki fiili hakimiyeti şeklinde tanımlayabiliriz. Zilyet olan kimsenin o şeyin sahibi olabileceği gibi aynı zamanda asıl sahibi olmayıp sadece fiili hakimiyeti altında bulunduran kişinin de zilyet olabileceğine de değinmek isteriz. Yani siz bir malın sahibi değilseniz o esnada hukuka uygun veya aykırı her ne şekilde olursa olsun elinizde bulundurduğunuz takdirde zilyet sizsiniz demektir. Dolayısıyla hırsızın ele geçirmiş olduğu mala karşı da hırsızlık fiili işlenebilir.
Hırsızlıkta önem arz eden bir diğer husus ise re’sen kovuşturulabilen bir suç olmasıdır. Yani hırsızlık eylemi şikayet edilse de edilmese de yargıya konu olabilmektedir. Eğer hırsızlık suçunun mağduruysanız ve davaya katılmak istiyorsanız davanın herhangi bir aşamasında bu hususu talep ederek davaya katılan olabilirsiniz. Ancak bu suç için de geçerli olan bir zamanaşımı süresi vardır. Dolayısıyla suçun öğrenildiği tarihten itibaren 8 yıl içinde dava açılması gerekmektedir.
Hırsızlık suçunun cezası somut olayda koşulları mevcutsa arttırılabilir veya azaltılabilir. Kanun koyucu cezanın ağırlaştırılması gerektiği halleri iki ayrı grupta düzenlemeyi tercih etmiştir. TCK madde 142’de cezanın ağırlaştırılması gereken haller sayılmıştır:
Hırsızlık suçunun;
- Kime ait olursa olsun kamu kurum ve kuruluşlarında veya ibadete ayrılmış yerlerde bulunan ya da kamu yararına veya hizmetine tahsis edilen eşya hakkında,
- Halkın yararlanmasına sunulmuş ulaşım aracı içinde veya bunların belli varış veya kalkış yerlerinde bulunan eşya hakkında,
- Bir afet veya genel bir felaketin meydana getirebileceği zararları önlemek veya hafifletmek maksadıyla hazırlanan eşya hakkında,
- Adet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında,
İşlenmesi hâlinde, “üç yıldan yedi” yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
Suçun;
- Kişinin malını koruyamayacak durumda olmasından veya ölmesinden yararlanarak,
- Elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel beceriyle,
- Doğal bir afetin veya sosyal olayların meydana getirdiği korku veya kargaşadan yararlanarak,
- Haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle kilit açmak veya kilitlenmesini engellemek suretiyle,
- Bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle,
- Tanınmamak için tedbir alarak veya yetkisi olmadığı halde resmi sıfat takınarak,
- Büyük veya küçük baş hayvan hakkında
- Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında,
İşlenmesi hâlinde, “beş yıldan on” yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Suçun, bu fıkranın elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel beceriyle, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olan kimseye karşı işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranına kadar artırılır.
Örnek vermek gerekirse iş çıkışı Zincirlikuyu metrobüs durağında işlenen bir hırsızlık suçu ile normal saatlerde boş bir durakta işlenen suç arasında fark olması gerektiği düşünülmüştür. İlk örnekte suçu işlemek daha kolay olduğu için cezasının daha ağır olması gerekmektedir.
Ayrıca;
Suçun, sıvı veya gaz hâlindeki enerji hakkında ve bunların nakline, işlenmesine veya depolanmasına ait tesislerde işlenmesi halinde, “beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına”, hükmolunur. Bu fiilin bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, “ceza yarı oranında artırılır” ve onbin güne kadar adli para cezasına hükmolunur.
Belirtmekte fayda var ki hırsızlık suçunu işleme amacıyla konut dokunulmazlığı ve mala zarar verme suçları da işleniyorsa bu suçlardan da ayrı ayrı ceza verilir. Konuya ilişkin olarak;
Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2025/2705 Esas 2025/9029 Karar 14.05.2025 Tarihli Kararı
“(…) Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 19/04/2018 tarihli ve 2018/2207 esas, 2018/6087 karar sayılı ilamında yer alan, “06.12.2006 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak 5560 sayılı Kanunun 6. maddesi ile değişik 5237 sayılı TCK’nın 142. maddesine eklenen 4. fıkra gereğince “Hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla konut dokunulmazlığının ihlali veya mala zarar verme suçunun işlenmesi halinde, bu suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için şikâyet aranmaz.” ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun ‘uzlaşma’ başlıklı 253/3. maddesinin suç tarihi itibariyle, “Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olsa bile, etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar ile cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, uzlaştırma yoluna gidilemez. Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz.” şeklinde düzenlenmesi karşısında, 30/10/2008 olan suç tarihi itibarıyla, hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla işlenen mala zarar verme suçunun şikayete tabi olmadığı gibi 5237 sayılı TCK’nın 168. maddesine göre “etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar” kapsamında olduğundan uzlaşma hükümlerine tâbi olmadığı anlaşılmakla, itirazın bu nedenle reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi nedeniyle kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden KABULÜ ile…BOZULMASINA..” şeklindeki açıklamalar nazara alındığında,
1. Somut olayda, 15.01.2023 tarihinde sanığın hırsızlık amacıyla konut dokunulmazlığının ihlâli suçunu işlediği, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142/4. maddesinde yer alan, “Hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla konut dokunulmazlığının ihlâli veya mala zarar verme suçunun işlenmesi halinde, bu suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için şikâyet aranmaz.” şeklindeki düzenleme uyarınca sanığa yüklenen eylemin şikâyete tâbi olmadığı gözetilmeden, itirazın bu yönüyle reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi,
2. Sanık hakkında Alanya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 15.03.2023 tarihli kararıyla konut dokunulmazlığının ihlâli suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, sanığın adlî sicil kaydının yapılan incelemesinde 18.07.2014 tarihinde kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının bulunması nedeniyle 5271 sayılı Kanun’un 231/8. maddesi uyarınca bu suç için hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilemeyeceği gözetilmeden, bu yönüyle de itirazın kabulü yerine yazılı şekilde karar verilmesi, Kanun’a aykırı olup kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür. (…)”
Bu karara göre hırsızlık suçuna ulaşmak için farklı bir suç da beraberinde işleniyorsa gerçek içtima hükümleri uygulanır. Ayrıca hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla konut dokunulmazlığının ihlali veya mala zarar verme suçunun işlenmesi halinde, bu suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için şikayet aranmaz.
Yargıtay kararlarında tek bir fiil ile birden fazla mağdura karşı işlenmesi hali düzenlenmiştir;
“(…) Hırsızlık suçunun tek fiille birden fazla mağdura karşı işlendiği hallerde, müşterek zilyetlik söz konusu ise artık aynı neviden fikri içtima hükümleri de uygulanamaz. (…)
Öncelikle aynı nev’iden fikri içtimayı açıklamakta fayda var. TCK madde 43/2’ye göre aynı neviden fikri içtima kuralının uygulanabilmesi için; aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi gerekir. Bu durumda faile tek bir ceza verilir. Ancak; bu ceza zincirleme suç hükümlerine göre artırılır. Özetle hırsızlık suçu tek fiille birden fazla kişiye karşı işleniyorsa tek bir hırsızlık suçundan ceza verilir ve zincirleme suç hükümlerine göre ceza arttırılır. Ancak müşterek zilyetlik söz konusu olduğu halde ise durum farklıdır. Tek bir kişinin zilyet olabileceği düşüncesi ile tek bir hırsızlık suçu işlenmiş sayılır ve cezanın arttırılması yoluna gidilmez.
“Bir konuta girerek işlenen hırsızlık suçu örneğinde, konut içinde bulunan eşyalar üzerinde konutta bulunan bütün kişiler (aile bireyi olsun veya olmasın ) müşterek zilyet konumunda olduğu için, bir hırsızlık suçunun işlendiğini kabul etmek gerekir. Başka bir deyişle, bu gibi durumlarda, birden fazla kişinin mağdur edildiği düşüncesinden hareketle, mağdur sayısınca suçun oluştuğunu ve dolayısıyla, gerçek içtima hükümlerinin uygulanması gerektiği sonucuna varılamaz ve keza; bir fiille aynı suçun birden fazla kişiye karşı işlendiği düşüncesiyle TCK’nın 43. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları hükümleri gereğince hırsızlık suçundan dolayı verilmesi gereken cezanın artırılması yoluna gidilemez.” (Prof. Dr. İ. Özgenç; Türk Ceza Hukuku, Genel Hükümler, 11. Bası, sahife; 587-588)
Eğer Hırsızlık Suçu aynı yerde aynı kişiye karşı aralıklı bir şekilde işleniyorsa;
Yargıtay 17. Ceza Dairesi, 2019/6962 Esas, 2019/16356 Karar, 18.12.2019 tarihli kararında;
“(…)Sanığın 05.08.2012 günü müştekinin mağaza müdürlüğünü yaptığı Carrefoursa isimli marketten 2 şişe viski çaldıktan sonra 09.08.2012 tarihinde aynı marketten güneş kremlerini çalmaya çalışırken yakalanması şeklinde gerçekleşen olayda, hukuki kesinti de olmaması nedeniyle, Ceza Genel Kurulu’nun 21.05.2013 gün 2013/257 Karar sayılı kararındaki ilkelerde dikkate alınarak sanığın eylemlerinin iki farklı hırsızlık suçunu oluşturmayıp zincirleme suç hükümleri uygulanmak suretiyle cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken, aynı müştekiye karşı iki ayrı hırsızlık suçunun oluştuğundan bahisle iki ayrı hırsızlık suçundan mahkumiyet kararı verilmesi, … BOZMAYI GEREKTİRMİŞ (…)”
Dolayısıyla aynı kişiye karşı aralıklı bir şekilde hırsızlık suçu işlendiği takdirde iki ayrı hırsızlık suçundan dolayı ceza verilmesi mümkün değildir. Böyle bir durumda tek bir hırsızlık suçu vardır ancak zincirleme suç (TCK madde 43/1) hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir.
Kanun koyucu cezanın ağırlaşması gereken hallerde son olarak şu hususu da saymıştır;
“Hırsızlık suçunun işlenmesi sonucunda haberleşme, enerji ya da demiryolu veya havayolu ulaşımı alanında kamu hizmetinin geçici de olsa aksaması hâlinde, yukarıdaki fıkralar hükümlerine göre verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır.”
Suçun gece işlenmesi halinde; verilecek ceza yarı oranında arttırılır. Bu durum ise yukarıdaki nitelikli haller olsa dahi suç gece işleneceği takdirde verilen ceza yine de yarı oranında arttırılarak hükme konu olur.
TCK madde 144 ve devamında cezayı hafifletmesi gereken haller sayılmıştır. İlk olarak madde 144’te;
- Paydaş veya elbirliği ile malik olunan mal üzerinde,
- Bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla,
işlenmesi halinde, şikayet üzerine, fail hakkında iki aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.
Kanun koyucu malın değerinin az olması halinde de verilecek cezanın düşürülmesi gerektiğine kanaat getirmiştir. Madde 145’te;
“Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz önünde bulundurularak, ceza vermekten de vazgeçilebilir.”
Madde 146’da malın geçici bir süre kullanılıp zilyedine iade edilmesi halinde verilecek cezayı düzenlenmektedir. Şöyle ki;
“Hırsızlık suçunun, malın geçici bir süre kullanılıp zilyedine iade edilmek üzere işlenmesi halinde, şikayet üzerine, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilir. Ancak malın suç işlemek için kullanılmış olması halinde bu hüküm uygulanmaz.”
Son olarak hırsızlık fiilinin zorunluluk hali (TCK madde 25’te nedenleri sayılmıştır) içerinde işlenmesi durumunda sonucundan bahsedeceğiz. Bu durum ise madde 147’de açıklığa kavuşturulmuştur.
“Hırsızlık suçunun ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için işlenmesi halinde, olayın özelliğine göre, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.”
Ayrıca sadece bu suça özgü bulunmamakla birlikte somut olayın durumuna göre meşru müdafaa, şahsi cezasızlık sebepleri gibi hususlar göz önüne alınarak müsned suç hakim tarafından değerlendirilerek doğru kanaate ulaşılır. Bu sebeple savunmanın doğru bir şekilde mevcut haklar gözetilerek yapılması mevcut vakıanın daha iyi anlaşılması hususunda önem arz eder.
