Sözleşmeden dönme, sözleşme ilişkisinin tek taraflı olarak geriye etkili olarak sona erdirilmesini sağlayan bozucu yenilik doğuran bir haktır. Bu hakkın kullanılması bir geçerlilik şekline bağlı değildir ve karşı tarafa ulaştığı anda hukuki sonuçlarını doğurur.
Sözleşmeden dönme, alacaklının borçlu ile aralarında bulunan sözleşme ilişkisini “ex tunc” yani geçmişe etkili olarak kaldırması anlamına gelir. Alacaklı sözleşmeden döndüğünü beyan ederse, borç geçmişe etkili olarak ortadan kalkar ve böylelikle hem alacaklı hem de borçlunun borcu sona erer. Taraflar karşılıklı olarak ifa yükümlülüklerinden kurtulurlar ve daha önce ifa ettikleri edimleri de geri isteyebilirler. Borçlu temerrüde düşmede kusuru olmadığını ispat edemezse alacaklı, sözleşmenin hükümsüz kalması nedeniyle uğradığı zararın giderilmesini yani menfi zararı da isteyebilir.
Türk Borçlar Kanunu 125. madde de temerrüde düşen borcunun verilen süre içerisinde borcunu ifa etmemişse veya süre verilmesini gerektirmeyen bir durum söz konusu ise alacaklı, her zaman borcunun ifasını ve gecikme sebebiyle tazminatını isteme hakkına sahiptir.
Alacaklı, ayrıca borcun ifasından ve gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçtiğini hemen bildirerek, borcun ifa edilmemesinden doğan zararın giderilmesini isteyebilir veya alacaklı sözleşmeden dönebilir (TBK 125/2). Dönme halinde sözleşmeden dönen taraf sözleşme ilişkisinden vazgeçmekte sözleşmenin kurulması anına geri dönerek ifa edilmiş yükümlülükleri ortadan kaldırmaktadır. Dolayısıyla dönme durumunda önceden ifa edilmiş yükümlülüklerin iade edilmesi gerekmektedir.
Buna göre, alacaklının sahip olduğu seçimlik haklar TBK madde 125 kapsamında;
- Borcun aynen ifası ile gecikme tazminatı talep etme,
- Borcun ifasından vazgeçerek uğramış olduğu müspet zararın tazminini isteme
- Sözleşmeden dönerek uğramış olduğu menfi zararın tazminini isteme
olarak sıralanmışır.
Dönme üzerine istenecek tazminat olumsuz zararın (menfi zarar) giderilmesine yöneliktir.
Alacaklının, borcun aynen ifasını ve gecikme tazminatı talep etmesi durumu ve TBK madde 124’te sayılan süre verilmesini gerektirmeyen haller haricinde, TBK madde 125’te sayılmış olan diğer iki seçimlik hakkını kullanmak için borçluya bir süre vermesi gerekmektedir. Bu süre TBK 123’te şöyle ifade edilmiştir. “Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, taraflardan biri temerrüde düştüğü takdirde diğeri, borcun ifa edilmesi için uygun bir süre verebilir veya uygun bir süre verilmesini hâkimden isteyebilir.” Kanun, verilecek mehilin “uygun” olmasını aramıştır. Uygun olmadan kasıt, TMK madde 2’de düzenlenen “dürüstlük kuralı” uyarınca borçlunun borcunu ifa etmesine imkan veren bir sürenin tanınmasıdır. Kanunda borçluya tanınacak ek süre için bir şekil şartı öngörülmemiştir. Bu sebeple bu süre yazılı veya sözlü verilebilir. Sözlü verilen ek süre beraberinde ispat sorununu da getireceğinden, bu sürenin yazılı verilmesi ispat açısından daha uygun olacaktır. Bu süre zarfında alacaklı, borçlunun yapacak olduğu geç ifayı kabul etmek zorundadır. Ancak, verilen bu süre boyunca kendisine ifada bulunulmazsa, o zaman alacaklının ifadan vazgeçerek müspet zararın tazminini veya sözleşmeden dönülerek menfi zararın tazminini isteme hakkı doğacaktır. Bu haklarını da ancak, belirtilen sürenin sonunda borçluya derhal bildirimde bulunarak kullanabilir.
Ticaret Kanununda özel bir kural getirilmiştir. TTK’nın 18/III. maddesi gereğince, tacirler arasındaki ek süreye ilişkin ihtar ve ihbarlar, noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılması lazım gelir.
Müspet zarar, borçlunun sözleşmeden kaynaklanan borcunu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi nedeniyle alacaklının, borcun ifasındaki menfaatinin gerçekleşmemesi yüzünden uğradığı zararı ifade eder. Diğer bir ifade ile alacaklının malvarlığının borcun ifası halinde alacağı durum ile borcun ifa edilmemesi halinde arz ettiği durum arasındaki fark müspet zarardır.
Menfi zarar ise, yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan zarardır. Başka bir anlatımla sözleşme yapılmasaydı uğranılmayacak olan zarardır. Menfi zarar kavramına şunların gireceği kabul edilmektedir: sözleşmenin, yapılmasına ilişkin giderler; harçlar, posta giderleri, noter ücreti vb.
Hiçbir zaman, hem olumlu hem de olumsuz zararın birlikte istenmesi söz konusu değildir. Müspet zararın tazminini isteyen kimse, borç gereği gibi yerine getirilmiş olsaydı olumsuz zarar kapsamında yer alan kayıplara katlanacaktır.
Fesih ile dönme genelde uygulamada yanış kullanılmaktadır. Fesih terimi ile dönme terimlerinin birbirinden farklı anlamlar taşıdığına dair yerleşmiş görüşe göre fesih, sürekli bir sözleşme ilişkisini sadece “ex nunc” yani ileriye doğru sona erdiren bir olumsuz (bozucu) yenilik doğuran hak ya da işlemdir. Dönme ise “ex tunc” yani geçmişe etkili sonuç doğurur. Başka bir ifadeyle ani edimli borç ilişkilerindeki eski hale iadeyi sağlamaya yönelik tek yanlı işleme dönme denir.
Borçlunun temerrüde düşmesi halinde, alacaklının sahip olduğu seçimlik haklardan biri olan dönme TBK 125 maddesinde belirtilmiştir. Bu seçimlik hakkı kullanılabilmesi için, TBK madde 123 hükmü uyarınca borçluya, alacaklı tarafından bir “mehil” vermesi gerektiği ve TBK madde 124 hükmü uyarınca da mehil verilmesine gerek bulunmayan haller düzenlenmiştir. Verilen mehilin sonuçsuz kalması üzerine ise, alacaklının sahip olduğu seçimlik haklardan biri de sözleşmeden dönmedir. Sözleşmeden dönme, sözleşmenin tarafları tarafından saklı tutulan bir hak olabileceği gibi, kanundan kaynaklanan bir hak da olabilir. Sözleşmeden dönme seçimlik hakkının kullanması halinde, sözleşme geriye etkili olarak sona erer. Bu durumda her iki tarafın da asli edimleri ve fer’ilerini yerine getirme borcu sona erdiği gibi, daha önce verilmiş olan her bir edimin de karşı tarafa iadesi gerekir.
TBK madde 138’de ele düzenlenen aşırı ifa güçlüğü halinde de sözleşmeden dönme söz konusu olabilecektir. Aynı şekilde TBK madde 227 ve madde 475’te ayıp halinde sözleşmeden geri dönme seçimlik hak olarak tanınırken, madde 480’de de öngörülemeyen haller nedeniyle eserin tamamlanamamasında da yükleniciye bir hak olarak verilmiştir. Bu durumda, sözleşme “ex tunc” yani geriye etkili olarak geçersiz hale gelecektir.
